Umberto Eco ''Tez Nasıl Yazılır'' Özet

Umberto Eco ''Tez Nasıl Yazılır'' Özet
Umberto Eco’nun “Tez Nasıl Yazılır?” isimli eserinin muhtelif yerlerinden (Özet) oluşan bir yazı. Özet mahiyetinde okunup istifade edilebilir.

Bu yazı Fatih hocanın twitter gönderilerinin derlenmiş halidir. Yazının aslına ulaşmak için TIKLAYIN


Doktora tezinin özgün bir araştırma olması gerektiği için ilgili konuya ilişkin daha önce söylenenler iyi bilinmeli ve diğer araştırmacıların henüz söylemediği bir şey keşfedilmelidir. Bu sebeple uzun bir zaman gerektirir.

Tez yazarak elde edilecek beceriler 

A-Net bir konu belirlemek, 

B- Konu hakkında belge toplamak, 

C- Toplanan belgeleri düzene koymak, 

D- Bu belgeler ışığında konuyu birinci elden yeniden değerlendirmek, 

E- Önceki fikirlere organik bir biçim vermek.

Yeni bir tez yazmak kendi düşüncelerinizi ve verileri düzene koymayı öğrenmek anlamına gelir. Yöntemsel bir çalışma deneyimidir; ilkesel olarak başkalarına da yarayacak bir nesne oluşturmaktır.

Hiçbir faydası olmasa bile tez yazmak hafızanızı eğitmeye yarar. Yaşlıyken iyi bir hafızaya sahip olmak istiyorsanız, çok genç yaşlardan itibaren kafanızı çalıştırmalısınız.

Monografik bir tez mi yoksa panoramik bir tez mi? Çok fazla panoramik bir tez her zaman ukala ve kibirli bir tavır oluşturur. Ayrıca panoramik bir tezle araştırmacı kendini tüm olası itirazlara açık hale getirir.

Alanı ne kadar daraltırsanız o derece daha iyi çalışılır ve daha emin adımlarla ilerlersiniz. Monografik bir tez panoramik bir teze göre daha yeğlenecek bir çalışmadır. Tezin bir tarih veya ansiklopedi çalışmasındansa bir makaleye benzemesi daha iyidir.

Bir araştırma üzerine çalışırken yapılacak ilk şeylerden biri başlığı, girişi ve içindekileri yazmaktır. “İçindekiler”i çalışma hipotezi olarak ele alıp yazmak, tezin alanını tanımlamaya yarar.

Çalışma ilerledikçe, bu varsayımsal “içindekiler” pek çok kez yeniden yapılandırılmak ve belki de tamamen farklı bir biçim almak zorunda kalır. Ama çıkış noktanızı yeniden yapılandırmak için öncelikle bir çıkış noktasına ihtiyacınız var.

Bu varsayımsal “içindekiler”de yer alan her bölüm için kısa bir betimleme yazmaya çalışırsanız, planınız bir özet biçimi alacağından daha da iyi olacaktır.

Bir tez pek çok hamleden oluşan bir satranç oyunu gibidir. En başından rakibinize şah mat diyebilmek için olası hamlelerinizi ön görebilecek durumda olmanız gerekir. Aksi halde oyunun sonunu getiremezsiniz.

“İçindekiler” ve bir “giriş” yazabilecek düzeyde olmadıkça tezinizin ne olduğu konusunda emin olamazsınız.

“Giriş” bölümünüzü sanki yapıp bitirdiğiniz bir çalışmanın makalesiymiş gibi yazmalısınız. Çok ileri gitmekten korkmayın. Geri adım atmak için daima zamanınız olacaktır.

Gerçekten de tez yazmak böyle bir süreçtir. “İçindekiler” ve nihai “Giriş” başlangıçta yazdığınızdan farklı olacaktır. Bu normaldir. Böyle olmasa, yaptığınız onca araştırma size hiçbir yeni fikir vermemiş demektir.

“Giriş” bölümünün ilk ve son yazımı arasındaki fark ne olacaktır? Son yazdığınızda ilkine göre çok daha az şey vaat edeceksiniz ve daha temkinli olacaksınız.

Teziniz bittikten sonra yazdığınız “Giriş” bölümü, okurunuzun tezinizi anlamasına yardımcı olacaktır. Ama okurunuza daha sonra vermeyeceğiniz bir şeyi vaat ederseniz vay halinize!

“Giriş” bölümü tezinizin merkezinin ve çeperinin nereleri olacağını saptamanıza yarar. Tezin merkezi olarak tanımladığınız şey konusunda, çeper olarak tanımladığınızdan çok daha kapsamlı bilgi vermeniz istenecektir.

Bibliyografyanız yavaş yavaş genişledikçe malzemeyi okumaya başlarsınız. Güzel ve tam bir bibliyografya yapıp sonra okumaya başlamayı düşünmek tamamıyla teorik bir şeydir.

Gerçekte, başlıklardan oluşan bir ilk listeyi oluşturduktan sonra, listeden temin ettiğiniz ilk kitaplara göz atacaksınızdır. Hatta bazen işe bir kitap okuyarak başlarsınız ve başlangıç bibliyografyasını oluşturmak için o kitaptan yola çıktığınız bile olur.

Bir tez için en ideal durum, ister eski ister yeni olsunlar işe yarayan bütün kitapların evde elinizin altında olmasıdır.

Sıklıkla fotokopiler görgü şahidi gibi iş görürler. İnsan eve yüzlerce sayfa fotokopi götürür ve fotokopisi çekilmiş kitaba dokunduk diye sanki ona sahip olmuşuz gibi bir his yaşarız. Fotokopinin mülkiyetimizde olması bizi okuma yükümlülüğünden kurtarır.

Bu pek çok kişinin başına gelen bir durumdur. Biriktirmekten kaynaklanan bir çeşit baş dönmesi, bir bilgi neokapitalizmi. Kendinizi fotokopiden koruyun: Fotokopiyi alır almaz okuyun ve hemen notlarınızı alın.

Eğer kitap sizinse ve antika değeri yoksa not almaktan kaçınmayın. Kitaplara saygı duymak gerektiğini söyleyenlere kulak asmayın. Kitapları bir köşeye bırakarak değil onları kullanarak göstermiş olursunuz saygınızı.

Nasıl yazmalıyız? Proust değilsiniz. Çok uzun cümleler kurmayın. Kendinizi alıkoyamıyorsanız, kurun ama sonra o cümleleri bölün. Özneyi tekrarlamaktan korkmayın, çok fazla adıl ve yantümce kullanmayı bir yana bırakın.

Aklınıza gelen her şeyi yazın ama sadece ilk kopyanızda. Daha sonra abartılı yazmaya alıştığınızı ve bunun sizi konunuzun merkezinden uzaklaştırdığını fark edecekseniz.

Tekrar okuduğunuzda parantez içinde kalmanız gereken ve konudan sapıp başka konulara atladığınız yerleri kesip dipnota koyacaksınız. Tez her şeyi bildiğinizi göstermeye değil, çalışmanın başında ortaya koyduğunuz bir hipotezi kanıtlamaya yarar.

İlk bölümden başlayacağım diye inat etmeyin. Belki de dördüncü bölüm hakkında daha fazla belgeniz vardır ve o konuda daha hazırlıklısınızdır. Önceki bölümleri çoktan hazırlamış birinin güveni gibi oradan başlayın. Bu size cesaret kazandırır.

Atıflar pratikte iki türlüdür. 

A- Üzerinde yorumlayıcı bir biçimde uzun süre oyalanacağınız bir metne atıfta bulunursunuz ve 

B- kendi yorumunuza dayanak olacak metinlere atıfta bulunursunuz.

Atıflar konusunda 10 kural

Kural 1- Yorumlayıcı analize konu olacak bölümler makul bir genişlik gözetilerek alıntılanır.

Kural 2- Eleştirel literatürün metinlerine, sadece bir bilgi otoritesi olarak söylediğimiz bir şeyi onayladığında ya da güçlendirdiğinde atıfta bulunulur.

Kural 3- Alıntıladığınız bölümden ya da atıfta bulunduğunuz bilgiden önce ya da sonra eleştirel ifadeler kullanmadığınızda atıfta bulunduğunuz yazarın düşüncesini paylaştığınız varsayılır.

Kural 4- Yaptığınız her atfın yazarı ve basılı ya da el yazması kaynağı çok açık bir şekilde tanınabilir durumda olmalıdır.

Kural 5- Birincil kaynaklara yapılan atıflar mümkün olduğunca eleştirel baskıya ya da en güvenilir baskıya başvurularak yapılır.

Kural 6- Yabancı bir yazar çalışıyorsanız, atıflar özgün dilde olmalıdır. Bu vazgeçilmez bir kuraldır. Bu durumlarda parantez içinde ya da dipnotta alıntının yaklaşık bir çevirisini vermeniz yararlı olabilir.

Kural 7- Yazara ve esere yapılan göndermeler açık olmalıdır.

Kural 8- Bir alıntı iki ya da üç satırı geçmediğinde çift tırnak içerisinde paragrafa dahil edilerek verilebilir.

Kural 9- Alıntılarınız aslına sadık olmalıdır. İlkin bütün sözcükleri oldukları gibi aynen yazmak gerekir. İkincisi, metnin bazı bölümleri elenmek istendiğinde işaret koymak ihmal edilmemelidir.

Üçüncüsü, alıntıda olmayan şeyler metne dâhil edilmemelidir; yorum, açıklama, belirtme gibi şeyler köşeli ya da yuvarlak parantezle verilmelidir.

Kural 10- Alıntı yapmak bir duruşmaya şahit götürmek gibi bir şeydir. Her zaman şahit bulabilecek ve güvenilir olduklarını kanıtlayabilecek durumda olmalısınız. Bu nedenle referanslarınız doğru olmalı, yerinde ve zamanında yapılmalıdır.

Mühim olan, yaptığınız işi keyifle yapmaktır. Eğer sizi ilgilendiren bir konu seçtiyseniz, o zaman tezin bir oyun gibi yaşamınızda yer alacağını fark edeceksiniz, bir bahis, bir hazine avı gibi bir şey olduğunu anlayacaksınız.

Bulunmayan bir metnin peşine düşmek ava çıkmak gibi haz verir, üzerinde düşünüp durduktan sonra çözümsüz gibi görünen bir probleme çözüm bulmak bulmaca çözmenin keyfini verir.

Tezi bir meydan okuma gibi yaşamalısınız. Meydan okuyan sizsiniz; başlangıçta henüz bilmediğiniz bir soruyu karşınıza alan sizsiniz. Çözümü sınırlı sayıda hamle yaparak bulmanız gerekir.

Bazen tez iki kişilik bir oyun gibi yaşanır: Yazarınız size sırrını vermek istemez, sizin etrafında dönüp durmanız, rahatsız etmeden onu sorgulamanız, söylemek istemediği ama söylemesi gereken şeyi ona söyletmeniz gerekir.

Bazen tez, iskambilde tek başına oynadığınız solitare oyunu gibidir. Bütün kartlar elinizde dağınık haldedir, tek yapmanız gereken onları yerli yerine koymaktır.

Genelde tez üzerinde çalışırken sadece biteceği an düşünülür, tez bittikten sonra gidilecek tatilin hayali kurulur. Ama çalışmanız iyi biçimde yapılırsa, tezden sonra, önüne geçemediğiniz bir çalışma isteğinin ortaya çıkması normal bir fenomendir.

Bir kenara bırakılan tüm noktalar derinleştirilmek istenir, tezinizi yazarken aklınıza gelen ama bir kenara bırakmak zorunda kaldığınız fikirlerin peşinden gitmek istersiniz.

İşte bu tezin, entelektüel metabolizmanızı harekete geçirdiğinin göstergesidir. Bu artık önüne geçemediğiniz bir araştırma itkisinin kurbanı haline geldiğinizin de göstergesidir.

Tıpkı işten çıktıktan sonra bir süre daha cıvataları sıkmaya devam eden Modern Zamanlar’daki Chaplin gibi olursunuz. Kendinizi frenlemekte zorlanırsınız.

Bu yazımızda Umberto Eco ''Tez Nasıl Yazılır'' kitabının muhtelif yerlerinden derlemeler sunuldu. Bir nevi özet mahiyetinde değerlendirilebilir.


Akademik çalışmalarınızda fayda sağlayacak programlar, uygulamalar, siteler ve araçları bir sayfada topladım. Sayfaya gitmek için TIKLAYIN


  • Akademik paylaşımlar
  • Açık arşiv siteleri
  • Ücretsiz kurslar
  • Burs ilanları
  • Kongre/Sempozyum ilanları
ve akademik çalışmalarınızda büyük kolaylıklar sağlayacak pek çok şey paylaştığım Telegram kanalımı takibe alarak haberdar olabilirsiniz.

Link: https://t.me/Cenk_Akademi

Not: Telegram Kanalımı takibe alanlar birbirlerini göremez ve özelden mesaj yazamazlar. Ayrıca tüm paylaşımlar sadece yönetici tarafından yapılır.

Paylaşımlar 19:00-22:30 saatleri arasında yapılmaktadır. 


Yorum yap

Daha yeni Daha eski